Legal Baron

Asıl adı Latif Yahya. Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’in büyük oğlu Uday’ın dublörlüğünü yaptı. En çok sitemi ise Uday’a benzemesiydi. Hayatının mahvolmasına neden olanı ise şöyle açıklıyor. “ Saddam Hüseyin’in üçüncü oğlu olmam.”

Irak’ın 8. Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in görevde bulunduğu zamanlar İran ile 8 yıl sürecek savaşın zamanlarıydı. Saddam Hüseyin’in iki oğlu Uday ve Kusay’dı. Dönem içerisinde devlet makamlarında görevliydiler. Uday basından bürokrasiye kadar birçok faaliyetlerinin başındaydı. İllegal işlerini bir yanda yürütüyor, tehlikeleri üzerine odaklıyordu. Kendine benzeyen dublör Latif Yahya’yı seçti.

‘Saddam’ın oğlu olmak istemedim’

Irak ordusunda bulunduğu sıralarda ölümü her gün gördüğünü ve neden savaştığını bilmediğinin altını çiziyor. Ailenin en büyük oğlu olarak rahat bir yaşamının olduğunu vurguladı. Taki kartal logolu mektup gelene kadar. Mektupta yazılanları şöyle açıklıyor: “ Saraya gitmem isteniyordu. Şok geçiriyordum. Acaba ne yapmıştım. Saddam Hüseyin’in büyük oğlu odaya Uday girdi. Nasılsın dostum? dedi. Birbirimize çok benziyorduk bizi gören kardeş zannederdi. Bana Saddam’ın oğlu olmak ister misin fidayım olmanı istiyorum’’ dedi.

Davranışları nedeniyle Irak halkı Uday’dan nefret ederdi. Uday’ın Latif Yahya’ya teklifine karşılık Yahya teklifini kabul etmedi. Çünkü teklifi kabul etme kurşunu yemek demekti.

“Yedi gün cehennemi yaşadım”

Uday Saddam’ın teklifini reddedince Latif hücre hapsinde tutuldu. Hapis süresi boyunca Uday’ın Yahya’ya tehdidi ise kız kardeşlerini buraya getirir irimdi.  Yahya’ya göre bu sözün anlamı kız kardeşlerine gözümün önünde tecavüz etmekti. Bu tehditlerin ardından Uday karşımda duruyordu. Şimdi teklifi kabul edecek misin?  Başka şansım yoktu kabul ettim.

Artık Yahya yok

Dublörlüğünü kabul ettikten sonra ailesini kendisi merak etmemesi için ailesiyle görüşmek istedi. Fakat görüşmesine izin verilmedi. Irak’ın en korkulan ve nefret edilen kişilerinden biri olan Uday gaddarlığını Latif’e göstermeye başlamıştı. Bana ‘’Sen artık Udaysın. Artık yoksun. Ailen savaşta öldüğüne şehit olduğa inanacak” dedi.

Saddam Hüseyin onay verecek

Hücre’ye iki kişi girerek boş ve ağrılık kontrolü yapıyor, ten rengine bakıyor, dişlerinin kontörlünü yapıyor. Bütün bunların hepsi birer test. Fakat Yahya’ya hiç kimse bir şey demiyordu. Dişlerinin Uday ile farklı olduğunu görünce Uday’ın dişlerine benzetmek için dişlerini oydular ve çektiler. İki gün yüzümü görmemiştim. Uday geldi. Gülerek çok yakışıklıyım ve kendisinin çok güzel gözüktüğünü söyledi Latif artık Irak’ın yıllar geçse de en sevilmeyen ve ölene kadar her hafta bir suikast düzenlenen adamı oldu. O artık Latif değil Saddam’ın ilk ölecek oğlu.

Uday’ın gerçek yüzü

Münen eğitim veren kişiydi. Bana Uday nasıl silah kullanır nasıl sigara içer aylarca bana öğretti. Hareketlerimin ona benzemesi için bir gün geldi ilk işine gidiyorsun dedi. Irak futbol stadyumunda görüneceksin dedi. Ne yapacağım? diye sorduğumda madalya vereceksin hepsi bu diyerek beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Madalyaları futbolculara nasıl vereceğimi tekrar ederken Uday geldi elinde demir sopayla beni izliyordu. Hata yaptım bir anda sinirlerim bozulunca gülmeye başladım neden böyle gülüyorsun ben böyle gülmüyorum tam bir fahişeye benziyorsun diyerek beni sopayla dövmeye başladı. Gerçek yüzünü ilk defa görmüştüm. Latif için altın kafeste esir hayatı günleri başlamıştı.

Uday için ölmek istemiyorum

Irak -İran savası galibi olmadan bittiğinde orduyla birlikte kutlama için otele gönderildim. Bağdat’ın en büyük otellerinden biriydi. Araçtan indiğimde her şey normaldi. Birkaç adım attım otele doğru. Omzum biraz hareket etmişti. Bu yediğim ilk kurşundu ölü gibiydim. Korumalar ateş açtı. Gene savaşta gibiydim, sarsılmıştım. İlk kurşun yaramdı, ölmek istemiyordum.

Hastanede uyandığımda karşımda Uday vardı. Ailemi görmek için yalvarmıştım. İlk kez içinde insanlığa dair bir şeyler olduğunu gördüm. Sadece bir kez yarım saatliğine görmeme izin verdi, ailem çok şaşırmıştı annem çok ağlamıştı. Aileme dublör olduğumu belirttim, kimseye söylememeleri için tembih ettim. Bu rejimde kimse tek ölmüyordu.

Latif artık sadece Irak’ta düşman sahibi değildi. İranlı milislerde onu öldürmek için fırsat kolluyordu. Yaşadığı cehennem yetmezmiş gibi Uday’ın günah keçisi olmuştu.  Bu yoldan artık dönemezdi. Ya idam edilecek ya da ölecekti.

Ölmemek için öldürüyorduk

Uday’ın en yakın koruması Ahmet Köprülüye göre; Irak’ın en büyük silah baronuydu. Hiçbir hâkim savcı veya asker Uday’ı sorgulayamaz, tırlarını durduramazdı. Eğer durdurursa bilirdiler ki sonu ölümdü. Uday bir gün Latif’i alarak tatile götürdü. Tatil esnasında yeni evlenen bir çift gördü; emir verdi. Bize gelini alıp odama getirin dedi. Uday’ın emirlerini sorgulamadan yapardık. Ölmemek için gelini odaya götürürken damat bağırıyordu:” O benim eşim; daha bir günlük evliyiz. Dokunmayın ona.” diye. Bir yandan da Latif rica ediyordu Uday’a : ” Bırak kadını yazık” diye tabi kimseyi dinlemedi. Kadına tecavüz etti. En mutlu gününde hayatını karartı korkunçtu. Uday tevacüz sonrası mutluydu. Purosunu içiyordu. Kadın pencereyi açtı ve kendini 4. Kattan aşağı attı. Bunları görmek beni psikolojik olarak etkilemişti. Kadının babası geldi şikâyetçi olmuştu Uday sinir krizi geçiriyordu. Adama hakaretler ediyordu sinirli olan adam Uday’ın yüzüne tükürdü, iyice sinirlenen Uday silahını çıkardı ve Latif’e vur onu diye emir verdi. Latif kimseyi öldürmeyeceğini söyleyerek bileklerini kesti. Bunun ardından adamı bana vurdurdu. Uday’ın öldürdüğü ya da bizim öldürdüğümüz hiçbiri haberlere çıkmazdı. Çünkü gazeteciler cemiyeti başkanı ve televizyonları yöneten bir barondu. 

Uday Irak’ın en büyük legal baronuydu. Babası Saddam Hüseyin’in devlet lideri olması sebebiyle istediğini yapabilen sınırsız yetkilere sahip bir psikopattı. Hayatta kaldığı sürece Uday; Irak’ta en nefret edilen adamlar arasında oldu. Binlerce kişinin hayatını karartması sebebiyle halen daha bu yerini koruyor.

Uday İsviçre’ye Latif kurşunlara

Irak- Kuveyt savaşında Uday kendini korumak için İsviçre’ye gitti. Bir gün habercisi geldi. Beni yarın Tv’ye çıkaracaklarını söyledi.  Gideceğim yer Kuveyt sınırıydı: çok tehlikeliydi. Sınırda araba durur durmaz saldırı başladı. Parmağımdan vurulmuştum, bir kurşun omzuma diğeri başıma isabet ettiğini söyledi.

Gözümü açtığımda Uday yanımda oturuyordu. Gülmeye başladı. Afferim çok iyiydin diye söylendi. Senin yanında olabilmek için fişlerimi kumarhane masasında bıraktım dedi. Doktora dublörünün durumunu sordu. Doktoru ise parmağını kaybedileceğini duyunca çılgına döndü. Hemen silahını belinden çıkardı ve kafasına dayadı. Onun parmağının kesilmesi kendi sininde parmağının kesileceği anlamına geliyordu. Doktoru tehdit etti:” Ya kurtar parmağı ya da öldürürüm.”

Saddam’ın Türk Gelini

‘Ben Irak’a halamın yanına gitmemle hayatım değişti güzellik yarışması vardı, bende katıldım 1. Geldim yarışmada Saddam bizzat beni kutladı ve bana çok güzel bir gerdanlık taktı. Halam bana Uday seninle evlenmek istiyor. Bende görünce âşık oldum. İlk başta her şey çok güzeldi; hep böyle olur zannettim’ dedi.

Uday’ın Türk eşi Sevim Torun’a göre Uday insanları altın kafeste cehennemi yaşatan biriydi. Sürekli olarak eğlence partileri veren ve bu partilerde sadece çıplak kadınlar olurdu. Hiç bir erkek Uday’ın kadınlarına dokumazdı. Beni ise aşırı kıskanırdı. Etrafımda koruma ordusu ile gezerdim. Evliliklerinin birinci yılından sonra değiştiğini söyleyen Torun; sürekli kıskançlıklarının artık hastalığa dönüştüğünü ve eziyet etmeye başladığını ifade etti. Kendisinin de sürekli psikolojik ve fiziksel şiddetine mağdur kaldığını belirtti. Kolunu kırdı.  Üç yerinden kaçmaya karar verdim. Uday’dan hamile olan Sevim Torun; oğlumu yıllarca sakladım kimsenin haberi olmadı. Hamile olduğumu bilselerdi oğlumu da öldürürlerdi. Babası bir cani olsa da o günahsız bir çocuktu. “

Sonunda o da Latif gibi Altın kafesten kurtuldu. Uday’dan yıllarca kaçtı rahat bir hayat sürdürebilmek için ama peşini bırakmadı. Uday’ın esareti sürekli isim ve kimlik değiştirerek kaçak hayatı yaşamaya mahkûm oldu. Oğlunun adını Mesut koyan Sevim Torun günümüzde halen daha saklanmaktadır. 

Yıllar sonra babasının soyadını alan Mesut Saddam’ında hayatı saklanmaktan ve kaçmaktan ibaret oldu. Şuan Türkiye’de yoksul bir yaşantı süren Mesut, babasının karattığı hayatlar tarafından sürekli olarak tehdit edildiği için savcılıktan koruma talebinde bulunduğunu söylüyor.

Irak için belki de tek savaşan kişiydi

Saddam’ın Musul’da yaşayan akrabası Nevaf El Zeydani’nin kapısı çalınmıştı. Zengin iş adamının karşısında Irak’ın devrik liderinin iki oğlu vardı. Uday ve Kusay. Yıllarca yönetime yakınlığı sayesinde sürdüğü yaşamın diyetini ödeme vakti gelmişti artık. Uday ve Kusay’ın saklanmaları için 140 bin dolara para getirmişti. Bu para Nevaf’a yetmemişti tabi ki. Irak’ın en sevilmeyen adamı evinde tutmak onun içinde ölüm demekti ve Amerikalılarla 30 trilyona anlaşarak 22 Temmuz 2003 tarihinde evine baskın düzenlendi. 6 saat süren çatışmada Uday ve Kusay ölü ele geçirildi. Uday’ın çantasında, iddialara göre 100 milyon dolar bulundu.

Yorum bırakın