‘Hayvanların Hakkını Savunmak İğneyle Kuyu Kazmaktan Daha da Zor’

Günümüzde sıkça yaşanan sahipsiz sokak hayvanlarının öldürülmesi ve zulmedilmesi ile ilgili hayvan hakları Dost derneği başkanı Adem Gündüz ‘’ Hayvanları koruduğunu düşünen kanunun yetersizliği, hayvanları sevmeyen, hastalık geçeceğine inanan insan sayısı da çok fazla olduğu için hayvanların hakkını savunmak iğneyle kuyu kazmaktan daha da zor hale gelmektedir.’’ dedi

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

İsmim Adem GÜNDÜZ 
İstanbul’da doğdum.
İlk ve orta dereceli okulları İstanbul Arnavutköy’de liseyi Gaziosmanpaşa Mevlana Anadolu Lisesi’nde okudum. 
Lisans ve Yüksek Lisans eğitimlerini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Arkeoloji bölümünde tamamladıktan sonra yine aynı bölümden doktora yapmaktayım. 
Her yıl Bilecik – Sakarya İllerinde Akademik çalışmalarıma devam ediyorum. 
Birçok hakemli dergide mesleğim üzerine ortak yayımlanan makalelerim vardır. 

Beslediğiniz evciliniz var mı?

Köpeğim ve kedilerim var. Köpeğimin adı Dost. Dost Derneği’nin ismi köpeğimden gelmektedir.

Hayvan sevgisiyle ne zaman tanıştınız. Size kim aşıladı?

2001 yazında henüz lise öğrencisiyken hafta sonları yatılı kaldığım yurttan eve izinli olarak geldiğimde yaptığım bisiklet gezisi sırasında 6-7 aylık bir köpeğin ağzında kurumuş kaburga kemiğiyle Arnavutköy Güney ormanının içine doğru koştuğunu gördüm. Söz konusu hayvan olunca merakıma yenilip bisikletle onu takip ettim. Daha sonra adını *DOST koyduğum bu siyah-beyaz sokak köpeği ağzındaki kuru kemiği bir ağacın dibine bırakıp etrafına bakınmaya başladı. Bisikletten inip yavaş yavaş Dostun bulunduğu ağacın dibine doğru yürüdüm. Yaklaştığımda, Dost’tan daha büyük yaklaşık 1 yaşlarında, daha sonra adını *BULUT koyduğum; kuyruğundan ağaca telle bağlanmış, bitkin düşmüş bir kangal melezi köpek gördüm. O an kalbimin derinliklerine saplanan; halen hissettiğim o dayanılmaz ağrı ile “ormanda başka köpek var mı” diye aramaya başladım. Bu aramalar zamanla “orman beslemesi”ne dönüştü. Daha köklü çözüm için; Sahipsiz dostlarımızın beslenmesi, tedavisi ve sahiplendirilmesi; şiddet gören masumların yasal haklarının savunulması için eskimeyen eski köpeğim “DOST” tarafından eğitim almış bir *Bir DOST olarak yıllarca yürüttüğüm bireysel yardım faaliyetlerinde kalbimden çıkmayan o sancı ile “ya ormanda başka Bulutlar varsa” sorusu, Dost’un dostluğu ve Bulut’un masumiyeti, bende “Daha fazla cana daha hızlı ve daha güçlü bir şekilde ulaşma” hayalini hep canlı tuttu. Bu hayale ulaşmak için öncelikle yüreğinde Bulut’un masumiyetini, vicdanında Dost’un dostluğunu taşıyan ve Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kendisine ilke edinen bir avuç hayvan dostuyla “Dost Derneği’ni” kurduk.

Amacımız, sizlerin de desteğini alarak “daha güçlü ve daha hızlı bir şekilde eziyet edilen bütün Bulut’lara ulaşmak.”

Hayvan sevginiz nedeniyle çevrenizden olumlu veya olumsuz tepki alıyor musunuz?

Şu an hem doktorama devam ediyorum hem de ücretli öğretmenlik yapıyorum. Tabi öğrenci velilerinden olumsuz tepki alıyoruz. Mesela; insanların çöpe attığı eski halı vb. bakımevinde kullanılabilecek malzemeleri alırken ya da sokak ve orman beslemeleri yaparken gören öğrenci velileri “hocam itle köpekle mi uğraşıyorsunuz” gibi cümleler kullanabiliyor.

Hayvan hakları ile ilgili herhangi bir oluşuma, derneğe üye misiniz?

Öncelikle Dost Derneği başkanıyım. Bunun dışında bir derneğe üye değilim. Ancak hayvanların haklarını savunmak ve hayatlarını iyileştirmek için kent konseyi üyesiyim.

Türkiye´de hayvan haklarının korunmasında kamu kurumları, yerel yönetimler yeterince duyarlı mı?

Maalesef duyarlı değiller. Yerel yönetimler hayvanlara karşı olan sorumluluklarını yerine getirmedikleri için bizim gibi hayvan koruma dernekleri kuruluyor. Bizler de bağışlarla faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Hal öyle olunca da yetersiz kalıyoruz.

Basında hayvanlarla ilgili konulara yeterince yer veriliyor mu?

Ulusal basında hayvanlara yeterince yer verilmiyor. Ülke gündemine taşınan spesifik vakalar dışında yüzlerce vakaya ya da önemli konuya yer verilmiyor.

Sokak hayvanları ile ilgili genel düşünceniz nedir? Onlarla bire bir ilgileniyor musunuz?

Bizler onların yaşama karşı mücadele edebilecekleri yemek, ilaç, tedavi, kısırlaştırma gibi ihtiyaçlarını karşılıyoruz. İmkânlarımız oldukça kısıtlı. Kalıcı çözümler üretilmiyor. Hayatta kalabilsinler diye çalışıyoruz. Ama ormanlardaki hayvanlara yetişemiyoruz. Çünkü sayıları her gün artıyor. Belediyelerin ormanlara hayvan atılmasına engel olması lazım. Artık hayvanlara yaşam alanı tanıyan İstanbul kalmadı. Her semtin hayvanı vardı. Artık yok. Yavrulu anneyi ormana atıyorlar, donarak açlıktan ölüyor. Barınaklar var diyorlar ama yetmiyor. Yaşlı sakat hayvanlar için gerekli barınak, sağlıklı hayvan özgürlüğünden alıkonulmamalı.

Türkiye’deki hayvan geçici bakımevleri hakkında fikriniz var mı? Hiç ziyaret ettiniz mi?

Belediyeye telefon açıp alın köpeği diyen bir İstanbullu bilsin ki köpeğin ölüm emrini veriyor. Çünkü toplanan köpekler insan canlısı ve vahşi yaşamda ayakta kalamıyorlar. Ormanlarda ölüyorlar. Belediye çoğalmayı önlemek için ormana atmamalı, kısırlaştırma merkezi kurup önlem almalı. Sarıyer barınağı buzlu zemine yapışarak ölen hayvanlarla dolu. Zeytinburnu barınağı şehrin ortasında küçük hücrelerden oluşuyor. 2004 yılına kadar zehir ve kıyma parası belediyelerce bütçeye konulurdu ve öldürülen kedi köpekler hizmet raporlarında yazılırdı. 2004’teki kanunla bu yasaklandı. O zamandan itibaren bir değişim söz konusu.

Hayvan Hakları Koruma Yasası hakkındaki görüşünüz?

Yürürlükte olan 5199 Sayılı Hayvanları Koruma kanunu, hayvan haklarını korumakta maalesef yetersiz kalmaktadır. Şiddet uygulanan sokak hayvanıysa eğer şikâyet edebilmeniz için gözle görünür bir kanıtın olması gerekiyor.

Türkiye gibi insan haklarının sıkça ihlal edildiği bir ülkede hayvan haklarının savunulmasının önemi nedir?

Bizler gibi hayvan hakları savunucuları ülkemizde iğneyle kuyu kazmakta. Bizim bağlı bulunduğumuz ilçede bile 6 bin tane sokak hayvanı yaşamakta. İnsan nüfusu ise 290 bindir. Bunu ülke çapına yaydığımızda aslında her mahallede sadece iki sokak hayvanı dahi yaşatabilsek sorun ortadan kalkacak. Ancak hayvanları koruduğunu düşünen kanunun yetersizliği, hayvanları sevmeyen, hastalık geçeceğine inanan insan sayısı da çok fazla olduğu için hayvanların hakkını savunmak iğneyle kuyu kazmaktan daha da zor hale gelmektedir.

Basında çokça karşımıza çıkan bazı köşe yazarlarının, yayın yönetmenlerinin, iş adamlarının, ”ben avlanırken” diye başlayan avlanma anılarını okuyoruz. Filanca hayvanı nasıl vurduğunu ballandırarak anlatmalarını ve vurduğu hayvanın üzerinde böbürlenerek çektirdiği hatıra fotoğraflarını görüyoruz. Siz bir dernek başkanı ve gerçek bir hayvan hakları savunucusu olarak bu konuyla ilgili ne söylemek istersiniz?

Avcılık tarih öncesi dönemde insanların hayatta kalabilmeleri için gerekli olan bir ihtiyaçtı. fakat günümüzde avcılar, hayvanları gerekli olduğu için değil, sadece bundan zevk aldıkları için öldürmektedir. Bu gereksiz, şiddet içeren ‘eğlence’, hayvanları yavrulardan da kopardığı için onlarca yavru hayvan açlıktan ölmektedir. Bizden güçsüzü öldürerek bundan zevk almak kesinlikle insani bir eylem değildir.Nüfus kontrolü için insanı bir ihtiyaçmış görülen domuz avları yıllarca bir çözüm olmamıştır. PETA’da yayınlanan bir makalede yıllardır yapılan avcılığa rağmen Amerika’da 30 milyon geyik bulunduğu geçmektedir. Bu da hayvanları öldürmenin nüfusu kontrol altına almanın etkili bir yol olmadığını göstermektedir. Bazı yaban hayatı kurumları sonunda bu gerçeğin farkına vararak diğer kontrol tekniklerini dikkate almaya başlamıştır.

Sirkler, hayvanat bahçeleri, et endüstrisi, sokak hayvanlarına yönelik şiddet… Türkiye’de hayvanlara uygulanan şiddetle ilgili bilgiler yeterince gerekli yerlere ulaştırılabiliyor mu?

Halihazırda yürürlükte olan 5199 Sayılı Hayvanları Koruma kanunu, hayvan haklarını korumakta maalesef yetersiz kalmaktadır. Bu sebepten dolayı hayvan şiddetlerinde başvurduğumuz mercilerin de eli kolu bağlı kalmaktadır. Derneğimizin beledileyere ve şahıslara hayvan şiddettinden dolayı açtığı dava sayısı 2019’un ilk 5 ayında 22’yi buldu. Ancak sokak hayvanına uygulanan kötü muameleye verilen ceza “Kabahatler Kanunu” kapsamında yer almaktadır.

Hayvana uygulanan şiddetin, kadın ve çocuğa uygulanan şiddette etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Hayvanlara şiddet uygulayan bireylerin geçmişi incelendiğinde kesinlikle, istisnanız bir suça karıştığı görülmektedir. Geçenlerde okuduğum Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi’nde yayınlanan Fatma Ünsal’ın “Ailede Çocuk İstismarı ve İhlali” makalesinde de bu konuya genişçe yer verilmiştir. Aile içi şiddette evcil hayvanlara da zarar verildiği bilinmektedir. Yine aynı şekilde Eyüp’te kediye tecavüz eden şahısın evinden çocuk pornosuna ait görüntüler ele geçmiştir.

Hayvan haklarını korumak için en çok yapılan hata nedir?

En büyük hata belediyeler tarafından ormanlara atılan hayvanları beslemek. Bakın çok önemli bir nokta bu. Orman beslemeleri yapan arkadaşların hayvanlara yaptığı en büyük zulümdür. Sokak hayvanı ormanlarda yaşamaz. Bu hayvanlar bir kere otçul değiller. Orman beslemeleri aslında belediyenin yaptığı kanun ihlalini meşrulaştırmaktadır. Bir ilçenin ormanlarında ya da çöplüğünde yoğun olarak hayvanlar varsa bu orada yaşayan ve orayı besleyen “beslemeci” dediğimiz arkadaşların hatasıdır. Belediyelerin işine ve kolayına geliyor; şikayet edilen bir hayvanı ormana atarak kurtulmak. Ancak 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu sokak hayvanlarının yaşadığı sokaktan başka bir alınmasını yasaklamıştır.

Kısırlaştırmak doğru yöntem mi? O da hayvanın doğallığını bozuyor sonuçta.

Sokak hayvanı olarak nitelendirdiğimiz kedi ve köpekler doğadaki yaban hallerinden uzaktır. Binlerce yıl önce insanlar tarafından evcilleştirilen ve insanlığa mahkum edilen kedi ve köpeklerin kısırlaştırılması zaten zor olan sokak hayatına daha fazla yavru hayvanların salınmasını önlemektedir. Bu şekilde uzun vadede sokak hayvanı hayatı son bulur mu; bu ülkemizdeki mevcut yasayla imkânsız. Çünkü ev hayvanları kısırlaştırılmadan bir süre sonra insanlar tarafından tekrar sokağa atılıyor. Yasamızda bunu yapmanın da bir suçu yok. Bu sorun yasayla çözülebilmiş olsa en azından kısır olmayan hayvanların sokaklara atılması da engellenmiş olurdu. Kedi ve köpekleri kısırlaştırarak aslında sokak hayvanlarının sokaklarda perişan halde ölmesini, eziyet edilmesini önlemiş oluyoruz.

Yorum bırakın